Öyle tahmin ediyorum ki futbola gönül verenlerin bugün öncelikli konusu transfer…

Pandev, Dzemaili, Jose Sosa, Tarık Çamdal, Yatabare, Papadopoulos başta olmak üzere, ligimizin yeni isimleri, taraftar sohbetlerinde başrolü kaptılar.

Zamanı geldikçe bu futbolcularla ilgili detaylara gireriz. Bugün için söyleyeceğim şudur:
Yaşı 31′e gelmiş dayanmış Pandev, geçen yılı Atletico Madrid’de geçirmiş Sosa dahil, -Maliyetleri bir yana- potansiyel anlamda, kağıt üzerinde anlaşılabilir transferler.

SELÇUK – MELO İKİLİSİ BOZULUR MU?

Dzemaili, Dünya Kupası’nda İsviçre Milli Takım formasını giymiş, geçen sezonu ‘oynayarak’ geçirmiş bir isim.
Prandelli’nin onayından geçmiş olması, kadroyu zorlayacak nitelikte olduğunun göstergesi.
Türkiye’de Melo, Şampiyonlar Ligi’nde de Selçuk’la forma savaşına girecektir kuşkusuz.
Prandelli nasıl bir oyun anlayışını benimseyecek bilmiyorum ama Pandev ve Burak birbirlerini tamamlayacak ve aynı zamanda forma rekabetine girebilecek oyuncular.
İçerde 6 Türk futbolcunun oynayacak olması, Prandelli’ye kadro mühendisliği alanında ‘Master’ yaptıracaktır.

* * *

FENERBAHÇE’NİN BAŞI AĞRIR MI?

Soru buysa kendi adıma hemen cevap vereyim “Hayır”
Fenerbahçe’nin orta saha ve forvet hattında seçeneği yeterli. Egemen döndükten sonra savunmadaki rotasyon da ‘yeterli’ hale gelecek.

Fenerbahçe’nin -eğer olacaksa- sıkıntısı olsa olsa Cener Erkin ve Gökhan Gönül’ün yokluğunda olur.
Şöyle bir gerçek var ki, o bölgelere de Bekir ve Hasan Ali’den daha iyi bir alternatif bulmak kolay değil.
Belki seneye kadro yapılanması ihtiyacı hissedebilir ama Fenerbahçe’nin bu sezonki kadrosunun ‘acil’ bir ihtiyacı yok.

* * *

SOSA KİMİ KESECEK?

Beşiktaş’ın Ukrayna’dan getirdiği Sosa, 10 numara alternatifleri arasında önceliğe sahip değildi.
Ne demişler: Ayağını yorganına göre uzat.
Beşiktaş Yönetimi baktı ki River Plate’den Arjantinli Lanzini, Fulham’dan da Kosta Rikalı Byran Ruiz’i koparamıyor, Metalist Kharkiv’den Jose Ernesto Sosa’yı aldı.

Sosa geçen sezonu Ocak ayında geldiği Atletico Madrid’de kiralık olarak geçirdi. La Liga’da çıktığı 15 maçın 12′sinde ikinci yarının ortalarından sonra oyuna girdi. Başladığı lig maçlarını bitiremedi. Bazı maçlarda önemli katkılar sağlasa da, Simeone satın alma opsiyonunu kullanmadı.

Hem ofansif orta saha olarak oynayabiliyor, hem de sol kanat özelliği var.
Kadro derinliği sağlayacağını rahatlıkla söyleyebilirim.
İştahlı açıklamaları dikkat çekici olsa da zamana ihtiyacı olduğu açık. Zaman zaman Oğuzhan, zaman zaman Olcay’la forma paylaşacağını öngörüyorum… Zaman zaman da, Atiba – Oğuzhan – Sosa üçlüsü kurgulanacaktır.

* * *

TRABZONSPOR’U TUTABİLENE AŞKOLSUN

Oscar Cardozo’dan sonra Spartak Moskova’dan Majeed Waris ve Guingamp’dan Mustapha Yatabare de alındıysa, bunun tek mantıklı açıklaması olabilir. Vahid Halilhodzic, forvet bölgesinde çok sık rotasyon yapacak. (Deniz Yılmaz’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum)

Trabzonspor savunmasına Yunan Milli Takımı’ndan Papadapoulos’u da aldı…
Orta alanda Kevin Costant da iyi bir transfer olduğunu gösterdi.
Aslında yabancıdan yana pek derdi kalmadı Trabzonspor’un. Bu durum doğal olarak şu öngörüyü getiriyor: Trabzonspor Avrupa Ligi’nde yukarıları, daha yukarıları hedefliyor.

Yabancılar uyum sorununu çabuk aşıp, potansiyellerine yakın performans ortaya koyarlarsa neden olmasın?
Vahid Halilhodzic’i zorlayacak olan, Süper Lig’de oynatmak zorunda olduğu en az 6 ve kenarda hamle için bekleyecek Türk oyuncular.

Burada da Mustafa Yumlu, Musa Nizam, İshak Doğan, Mehmet Ekici, Yusuf Erdoğan, Fatih Atik, Yusuf Erdoğan, Soner Aydoğdu ve Serdar Gürler’in formlarını üst düzeyde tutmaları gerekiyor. Özer Hurmacı’nın dönüş zamanı da Trabzonspor açısından önemli.

* * *

ANADOLU ZİRVEYE KAFA TUTABİLİR Mİ?

Öyle görünmüyor.
Evet zirve mücadelesi yapacaklara puan kaybettirecek takım sayısı az değil. Ama Eskişehirspor gibi, Kayseri Erciyesspor gibi, Torku Konyaspor, Sivasspor, Kasımpaşa, Karabükspor ve Bursaspor gibi takımların hedefi daha çok ‘Türkiye Kupa’ (Kazanan Avrupa Ligi’ne doğrudan gidiyor) ve ligin 4. sırası olacaktır.

 

Televizyonda 20, radyoda birlikte geçirdiğimiz 2 yılı geride bıraktık.
Özellikle Radyospor’da yaptığım Sabri Ugan’la Isınma Turu programıyla beni daha yakından tanıma fırsatı bulduğunuzu düşünüyorum.
Olaylara nasıl baktığımı, derdimin hiçbir zaman bağcı dövmek değil üzüm yemek olduğunu – büyük çoğunluğa – anlatabilmiş olduğumu umuyorum.

***
Her insanın algısı farklıdır… Her insana kendinizi yeterince ifade etmeniz mümkün mü?
Değil elbette.
Bana düşen hiç kimseden vazgeçmeden ve herkesin onayını almak gibi bir derdim olmadığını bilerek yoluma devam etmek.

***
Radyospor’u seviyorum.
Radyospor’un bana verdiği özgürlüğü seviyorum.
Spor adına, adımı verdiğim bu programda her bir dakikayı özenle planladığımı, her saniyesinden, her kelimesinden sorumlu olduğumu ve bu sorumluluğu bugüne kadar olduğu gibi, mikrofon bende emanet kaldığı sürece yerine getireceğimi de bilmenizi isterim.

***
Tek platformda olan biri değilim…
TV EM’de Serbest Vuruş programını sunuyorum.
SERBEST VURUŞ’u da seviyorum.
O programa doğru pencereden bakarsanız en azından eğlenceli bulacağınızı düşünüyorum.
Bir program size ne vaad ediyor, siz ne bekliyorsunuz?
Doğru açıdan bakabilmek çok önemli…

***
Arada sırada -teklif geldiğinde- gerçekten keyif alacağıma inandığım maçları seçerek anlatıyorum.
Özel organizasyonlarda sunum yapıyorum.
Hem sabriugan.com ‘da,
Hem Facebbok sayfamda,
Hem de ajansspor.com ‘da yazıyorum.
Ayrıca, sosyal medyayı Twitter ve İnstagram hesaplarımla da kullanıyorum.

***

Bunların herbirinin farklı yapıları var.
Mesela organizasyonların sunucusuyum…
Ne konukların seçiminden ne de içerikte rolüm olmaz.
Sahneye çıkar ve kendi kişiliğimden parçalar ekleyerek sunarım.
Sahneyi farklılaştıran budur.
Kişiliğinizin yansıması.

***
TV EM’de moderatörlüğünü yağtığım Serbest Vuruş programında işleyişten, akışın düzeninden ve katılımcıların elimden geldiğince hukuk çerçevesi içinde kalması uyarısı yapmaktan sorumluyum.
Ayrıca moderatörlüme kişiliğimi yansıtırım.
Farklılık buradadır dediğim gibi.
Yanınızdaki ne söylüyor olursa olsun, sizin nasıl durduğunuz önem taşır.

***
Program sunucusu kimliğime bakarken şunu değerlendirmeyi unutmayın.
Mesela bir maçı sizi en mutlu edecek, keyif alacak şekilde aktarmakla görevliyim.
Maç anlatırken, 11 yapmak gibi, taktik vermek gibi, değişiklik yapmak gibi bir görev tanımım olabilir mi?
Olamaz.

***
Adımın geçtiği platformlarda performanslarımla ilgili eleştiriler yaparken lütfen bu açılardan da bakın…

 

Volkan Demirel’in A Milli Takım’a çağrılmamasına ne diyorsunuz?

Görüşünüz ne olursa olsun, saygılıyım. Bu soruyu bana sorsanız derim ki; İpekböceği neslini devam ettirmek için koza örer ya hani, hah işte öyle!..

Fatih Terim bir ipekböceği gibi kozasına sarıp sarmaladı Volkan’ı ve Milli takımı…

Çünkü;

1- Milli Takım Avrupa Şampiyonası’na ilk adımı atıyor. Fatih Terim, İzlanda maçı öncesi, konsantrasyonu dağıtacak spekülasyonların önüne geçip, takımı korudu.

2- Objektif bakan her futbolsever kabul eder ki; Onur Kıvrak son 2 yılın en formda kalecisi. Tecrübe eksiğini de kapadı. Tahminim odur ki, Volkan olsa dahi kale Onur Kıvrak’ın olacaktı. Volkan’ın yedek kulübesinde hal ve davranışları doğal olarak mercek altına alınacak, Volkan Demirel konusu sürekli açık kalacaktı. Fatih Terim kadroya almayarak bir anlamda Volkan’ı korudu.

3- Türk futbolunda bazı figürler var. Geçmişi şöyle bir karıştırdığınıza, sürekli bu isimler karşınıza çıkıyor. Taraftarların da bu isimlere takım aidiyetiyle sahip çıkması, o futbolcuların saha görüntülerinin iyileşmesi önünde en ciddi engel olarak duruyor.

Sebebi ne olursa olsun Volkan Demirel’in maç sonrası Melo’yu hedef alarak yaptığı açıklamalar kabul edilemez.

Bunun bir cezası olmalıydı, oldu da. Siz bu cezanın sınırını tartışabilirsiniz. Ben 3 maçlık cezanın makul olduğunu düşünenlerdenim.

Fatih Terim, bunun dışında, Milli takım hamlesiyle, Volkan’ın yaptığı hareketin manevi anlamda da pahalıya patlayacağını gösterdi.

Kaleye Mert Günok’u çağırarak, tercihinin Fenerbahçe’yle değil, Volkan’la ilgili olduğunu gösterdi.

4- Benim güzel ülkemde Milli Takım’da olmak bir futbolcu için manevi anlamda en büyük ödüldür.

Fatih Terim davranış biçiminin de bu seçimde önemli rol oynayacağını gösterdi.

Volkan’ı dışarda tutarken, Emre Belözoğlu’nu alarak kamuoyu baskısına da mesajını verdi.

Özetle, Fatih Terim, Volkan Demirel’i Milli Takım’a -geçici olarak almayarak – çok stratejik doğru bir karar verdi.

 

Şimdi gelin bir konuda anlaşalım.
Günümüz futbolunda bazı takımlar, mahallenin ağır abisi gibidir!
Real Madrid, Barcelona, Bayern München, Chelsea, Paris Sn Germain, Manchester City…
Bunlar futbol oynadığımız arsanın, topun sahibi gibidir!
Yan bakarsın bakmasına da, çarptılar mı fena benzetirler.
Ee ne yapalım? Bunlar çıkarsa pes mi edeceğiz?
Yok, pes etmeyeceksin, karşılarında delikanlı gibi duracaksın ama tersleri terstir bileceksin…
Bu takımlardan biri çıkmadı.
O yüzden şanslı Galatasaray…

* * *

Bazı takımlar vardır, onlar da böyle hani, karate tekvando falan bilip, çaktırmayanlar vardır ya, onlara benzerler…
Aman benden uzak dursunlar dersin, bulaşmak istemezsin ama hani baktın ki kaçarın yok, hele önce ben bir dalayım, ötesi kader kısmet diye düşünürsün.
Onlar kim?
Atletico Madrid,Juventus,Porto, Benfica, Borussia Dortmund,Arsenal …
İşte burada sıkıntılı bir durum var.
Maçlar yarın oynansa Arsenal de Borussia Dortmund da pamuk gibi rakip olular.
Arsenal’i gördük. Beşiktaş elinden kaçırdı. Premier Lig’e de iyi başlayamadılar.
Borussia Dortmund da Leverkusen’e evinde yenilerek lige başladı. En önemlisi golcüsü Levandovski’yi kaybetti. Takım olmaya çalışıyorlar.
Dediğim gibi bugün pamuk gibi rakipler ama köprünün altından çok sular akar. Bugüne bakarak değerlendirmevyapmak bizi doğruya götürmez…

* * *

Bir grup da nasıldır biliyor musunuz?
Böyle mahallenin ağır abileri ile “aman bana bulaşmasın” dedikleriniz arasımnda kalanlar. Hani karşınıza çıkarsa tırsarsınız ama, dişinizi de bilersiniz… Gözünüze kestirirsiniz.
Onlar kim?
Schalke, Shakhtar Donetsk, Zenit Sn Petersburg, Roma, Monaco…
Bu takımlardan birinin olmaması da iyidir…

* * *
Şampiyonlar Ligi’nde kolay takım yoktur…
Sadece adı okunduğunda kulağınıza hafif gelen takımlar vardır.
Anderlecht, Malmö, Ludogorets, APOEL Nicosia, BATE Borisov ya da Maribor çıktığında yüz ifademizde bir farklılık olmaz.
Aslında onlar çok daha dikkat etmeniz gereken rakiplerinizdir…
Çünkü onlar, Avrupa Ligi kapısının anahtarını elinde tutar.
Bu yüzdendir ki, Galatasaray, Anderletch’den iki maçta en az 4 puanı hedeflemeli önce.
O 4 puan hem Şampiyonlar Ligi’ne tutunmanın şifresidir hem de Avrupa seyahatinin pasaportudur….