Önce…

Bu tip maçlarda oyun değil sonuç önemli.

Bilic dedi ki; “Son 10 dakika dışında iyiydik”

Hikaye !..

O 3 direk arasından topu yeteri kadar geçiremedikten sonra, 89 dakika iyi olsan ne yazar?

Gerçek tabelada…

 

Halilhodzic gerçeğe parmak basıyor.

“Sonuçtan memnunum ama oyundan değil”

Böylesi tecrübeli bir teknik adamın düşüncesine saygı duyulur elbet. Benim için -O kadar da kötü olmamakla birlikte- kısmen doğru bir tespit.

 

Sorun kendinize, hangisini tercih ederdiniz? İyi futbola rağmen mağlubiyeti mi, yoksa kötü oynadığınız bir Avrupa maçından gelen galibiyeti mi?

Bu grup bittiğinde hiç kimse “Ama Beşiktaş 80 dakika iyi oynadı” demeyecek.

Trabzonspor’un “nasıl oynadığı” önemsenmeyecek.

Tabelaya bakılacak...

Gerçek şu ki, nasıl başlarsak başlayalım önemli değil. Yeter ki sonunu iyi getirelim.

* * *

Sonra…

Nedir bizim bu zeminlerle derdimiz?

Yazdık, yazmaya devam edeceğiz.

Bu zeminde ancak sebze yetişir.

Yazıktır, günahtır! Tarlada futbol mu oynanır?

Ayrıca, hiç kimse taraftara laf söylemesin…

Bu havada, bu kadar yol tepip onları tribüne göndermek zor.

Beşiktaş yönetimi neden ille de Olimpiyat dedi bilmem ama, o zeminde patates olsa toprağa geri dönerdi.

* * *

Ve…

Halilhodzic’in neden forvette bu kadar ısrarcı olduğunu anladık.

Oyun anlayışının şablonuna göre plan yapmış belli ki..

Cardozo – Waris içeride, Yatabare hamle için bekliyor.

Bir sonraki maç rakibe göre Yatabare – Waris olur, Cardozo bekler. Hep alternatifli.

Hadi Beşiktaş’ta Demba Ba‘nın sakatlık nedeniyle kenarda oluşunu, Cenk Tosun‘un yetersizliğini “geçer” diye yorumlayalım.

İsmail‘in yokluğunda bile Serdar değil, Necip tercih ediliyor, Necip elinden geleni yapsa da yerini yadırgıyor.

Gel gör ki, sağbeke transfer yapılmıyor.

Ersan‘ın sakatlığında savunmadaki kurgu sıkıntısı eksiği netleştiriyor.

Bunlar hep “Transfer yapılmalıydı” denilen bölgeler.

Demba Ba ve Sosa takviyesine sözüm yok.

Sosa az oynadı, sakatlıktan yeni çıkmıştı ama bana “Bu adam top oynuyor” dedirtti.

Umarım Bilic, Oğuzhan’la Sosa’yı birlikte oynatabileceği bir formül bulur. Yoksa şu Oğuzhan’a  gerçekten yazık olur.

Gökhan Töre’ye de bir alkış göndermeden bitirmeyelim ama;

Eyy Gökhan, eyy Oğuzhan, birkaç maç değil, 30 maç böyle oynayın” demeyi de ihmal etmeyelim..

* * *

Sonuçta,

Dünya nasıl da küçük…

İstanbul’da Yunan takımı atıyor üzülüyoruz, Lviv’de Yunan atıyor seviniyoruz.

Futbolda her sonuç geride, istatistiklerde kalıyor…

Hep geleceğe doğru dönüyor dünya…

Geleceğin planını iyi yapamayan, tedbirini alamayan da geriden gelip, yetişmeye çalışıyor…

 

Tagged with:
 

Öncelikli olarak Avrupa Ligi, Düşler Sahnesi‘ne çıkacak olan Beşiktaş ve Trabzonspor‘a yürekten başarılar diliyorum.

Gerek Bilic ve gerekse Halilhodzicliderlik mesajları verirken, futbolun her sonuca açık olduğu gerçeğinin de altını çizdi.

Beşiktaşlı, bir Avrupa maçı izlerken, yeni transfer Sosa‘nın forma giymesini de heyecanla bekleyecek.

Öyle ya, bakalım Sosa nasıl bir izlenim bırakacak?

Oğuzhan‘la birlikte sahada olacak mı? Yoksa Bilic ikisinden birini mi düşünecek?

Demba Ba‘nın dönüşü, Mustafa Pektemek‘in istekli oyunu kimi kulübeye gönderecek?

Gökhan Töre‘yi mi?

Bu forma kapma mücadelesini de heyecanla gözlemleyeceğiz.

Bir de Ersan‘ın kasığından sakatlığı var. Savunma kurgusunda Bilic‘in elini çok rahatlatıyordu Ersan. Bu akşam Franco-Sivok olur. Peki ya ligde? Geniş kadroya bakıp bu konuda da Bilic‘in aklını okumaya çalışacağız.

Umarım ‘seyircili‘ bir maç olur da, seyir zevki daha yüksek bir karşılaşma izleriz.

* * *

Trabzonspor‘da Papadapoulos‘un nasıl oynayacağını merak ediyorum. Eğer beklediğim gibi oynarsa, savunmadaki forma savaşı Trabzonspor‘u ileri taşıyacak bir rekabeti de beraberinde getirecek.

Ama daha çok Cardozo – Waris ikilisinin uyumunu merak ediyorum. Benim öngörüm çok iyi bir ikili olacakları yönünde. Cardozo’nun sakatlıktan yeni çıkmış olması beklediğim performansı aşağıya çekebilir ama yine de bu ikilinin etkili olmasını bekliyorum.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Trabzonspor’da hiç olmadığı kadar forma rekabeti olacak.

Geceden beklentim, en az 4 puan.

* * *

Galatasaray‘da ise bugün tarihi bir yönetim kurulu toplantısı yapılacak.

Galatasaray’da olması gerekenler oluyor. Eleştirecek konu varsa, Divan Kurulu‘nda yapılır.

Eleştiriler çok ciddi olunca, Başkan Ünal Aysal‘ın çıkışı, çok da beklendiği gibi olmadı.

Ünal Aysal, ayrılmayı ima ederek, Genel Kurul mesajı verdi.

Bakalım dünden bugüne neler gelişecek?

Ünal Aysal bırakır mı bilmiyorum. Ama uzun zamandır yönetimde çok ciddi değişiklikler yapmayı planladığı konuşuluyordu.

Belki fırsat bu fırsattır..

İtiraf ediyorum, daha Anderlecht’in ilk atağında “eyvah” dedim.

Büyük bir tehlike mi gerçekleşti?

Hayır.

Peki ne oldu?

1- Tak tak tak. Topu koşturuyorlar…

2- Boş koşularla hücum alternatifleri sağlıyorlar.

3- Bir anda ceza sahası yakınında 4-5 kişiyle çoğalıyorlar.

Biraz dikkatli izleyen herkes anladı ki, bu tesadüf değil. Anderlecht top oynuyor.

* * *

Şimdi futbolda şansa inanmayanlara 3 isim sayalım

Conte,

Mitrovic,

Deschacht…

Bu adamlar ilk yarıda Muslera‘nın burnunun dibinden atamadılar.

Evet elbette Anderlecht teknik direktörü Besnik Hasi o sırada “Beceriksizleeer” diye bağırıyordur…

Bense “Şans yanımızda” diyordum.

Tamam kabul, Burak da 10 dakika önce havayı dövmüştü.

Ama onlar en az 3, Galatasaray 1 kez..

* * *

Fark bir de şurada;

Anderlecht ilk 45′de girdiği pozisyonları ezberlemişti adeta.

Galatasaray daha çok doğaçlama yapıyordu.

Özetle…

Anderlecht sınıfın çalışkan çocuğu gibiydi…

Galatasaray ise soru hep bildiği yerden çıksın diye bekledi.

Anderlecht’in eksiği tecrübeydi.

Galatasaray kazanabilecek görüntü vermese de ‘tecrübe’ silahını patlatır, ikinci 45′de işi çözer gibi geldi bana.

Aslında öyle de oldu.

Pandev‘le, Bruma‘yla gol açısı dar yerlerde kaleci Roef‘e takıldı…

Son paslardaki isabetsizlik ve hatalı koşular Sneijder ve Burak‘ı pozisyonsuz bıraktı.

Özellikle son yarım saatte Anderlecht’in üretkenliğinin azalması,  Galatasaray’ın orta sahası hatta savunmasına hücum kapıları açtı.

Yine de altını çizmeli ki; ne Veysel, ne Telles yeterli değildiler.

Gerçi -mücadele tamam ama- Muslera, Semih, Chedjou biraz da Sneijder dışında ‘iyi’ birini bulmak zor ötesiydi.

* * *

Selçuk‘a ayrı bir parantez açalım.

Kötü başladı, iyi gitmiyor.

Ama Galatasaray’ın kaptanı, kendi taraftarından küfrü de hiç hak etmiyor...

Selçuk’u iyileştirecek reçete bu değil.

* * *

Dönelim yeniden maça…

Galatasaray yapması gerekeni yapıyor, risk alıyordu.

Anderlecht’in oyundan düşmesi Chedjou‘yu yüreklendirip ceza sahasına attı… Burak belki de ilk kez doğru yerde durunca beraberlik koparıldı.

Yeter mi?

Yetmez ama hiç yoktan iyidir.

* * *

Şimdi, sonucu bir yana bırakıp, bazı tespitler yapalım;

* Takımın en iyisi, transfer sezonu boyunca “Yerine kimi alalım” diye düşünülen Chedjou‘ydu.

* Galatasaray taraftarı özellikle Selçuk ve Burak üzerinde oluşturdukları baskı ve tepkiyle farkında olmadan derin yaralar açıyor.

* Bu sonuçta, Galatasaray Yönetimi de Prandelli‘nin eline kadroyu geç ve eksik vermesi nedeniyle sorumlu.

 

 

Tagged with:
 

lHey gidi günler hey!..

Bir Atletic Bilbao maçı hatırlarım ki, unutulmaz gecelerden biridir benim için.

Galatasaray grubunda iddialı olmak için, İspanya’nın ‘dişli’ takımlarından Atletic’i sıkıştırıyor. Göz ucuyla bakıyorum, dakikayı söyleyeceğim. Kronometreler 90 bilmemkaçı gösterirken içimden “Zaman yetmeyecek” diyorum..

Anlatım sesim ise olabildiğince tempolu, olabildiğince umut yüklü…

“Tugay, Alkiza’nın önünü kapattı. Tugay söktü topu… Hagi… Hagi… Hagi vuruyor ve goool.. Gooooooooll. Gooooooooooollll. Çok bekledik bunu, çok bekledik”.

Sonra, Glasgow Rangers’tan Monaco’ya, Rosenborg’dan Real Madrid’e, Liverpool’a kadar bir dolu Şampiyonlar Ligi’nin galibiyet coşkusunu yaşadım.

Şampiyonlar Ligi’ndeki bu tarihi skorlar ezberlere alınırken, Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa zaferlerine, ekran karşısından tanıklık ettim.

O destansı galibiyetler, Galatasaray’a, Cim Bom’un yanı sıra bir başka lakap daha getirdi.

‘Avrupa Aslanı’

Olmak kolay, kalmak zordur.

Kendi futbol tarihi için uzun sayılabilecek bir süre Şampiyonlar Ligi’ni uzaktan izleyen Avrupa Aslanı, son 2 sezonda eski hatıraların yerine yenilerini koydu…

Grubundan çıktı…

İlk elemeyi geçti.

Çeyrek finali zorladı, olmadı…

Şimdi yeni perdesi açılıyor Şampiyonlar Ligi’nin. Olabilecek en güzel başlangıç, Arena’da Anderlecht karşısında olurdu…

Bu akşam yine eskiye götürecek beni Galatasaray.

Maçı ekrandan anlatmayacağım ama, içim yine kıpır kıpır olacak.

Ve inanıyorum, bir pozisyon şöyle gelişecek.

“Melo, Defour’un önünü kapattı… Şimdi Sneijder… Sneijder… Sneijder vuruyor ve goooooooooooooooooollllll”…

Tagged with: