İmza olana kadar, Ronaldinho hikayesini daha çok anlatırız.
Önce altını yine çizelim!..
‘Ronaldinho’
Ama hangi Ronaldinho? O bizim hafızalarımızdaki, özellikle Barcelona‘daki Ronaldinho mu?
Kıvrak…
Topla birlikte hareket halindeyken baş döndüren,
düşündüğü yere vuran,
topu adrese teslim eden Ronaldinho mu?
Ben gibi futbolu sevenler ve büyük çoğunlukta Beşiktaş taraftarı bu Ronaldinho‘yu hayal ediyor.
Bu Ronaldinho‘yu bekliyor.

* * *
Kendi adıma ben de “Elbette gelsin Ronaldinhoderim, diyorum…
“Hayalimdeki Ronaldinho olmasa da, 3 hareket görsem, dünya gözüyle izlesem yeter” diyorum..
* * *
Ama ‘eskilerin deyimiyle’ kazın ayağı öyle değil!..
Bırakın gazeteci, yorumcu olmayı… İş biraz ‘bilinçli futbolsever’ olmaya gelince, sadece bugünü değil yarını da düşünmeye başlıyorsunuz…

O paralara değer mi?
O paralara o isteklere ‘evet’ denir mi?

* * *
Değer mi değmez mi yaşamadan bilemezsin…
Gelmeden önce gelecek programını izlemiyorsun.
Film değil ki bu, hayatın ta kendisi.
Risk…
Bu riski alacak olan da yönetici. 
Çünkü taraftar hep ister…
İster…
Drogba‘yı da ister, Sneijder‘i de ister, İbrahimoviç‘i de ister, Nani‘yi de ister, Casillas‘ı da, Quaresma‘yı da, Simao Sabroza‘yı, Guti’yi, Di Mariya‘yı ister…
Neyi vereceğini, neyi vermeyeceğini, neyi vermesi gerektiğini yönetici seçecek.
Adı üzerinde, O yüzden yönetici.
* * *
Bilin ki;
ola ki o risk, istenen şekilde sonuç vermezse, bedelini ödeyecek olan, sadece bu kararı veren yöneticiler olmaz.
Taraftar da bedel öder.
Simao, Quaresma, Tabata, Ferrari, Del Bosque gibi sözleşme sıkıntıları yaşanmasa Beşiktaş, Avrupa’dan mali kriterler yüzünden dışarı atılır mıydı?
Ki; taraftar o zamanlar “Yetmeeez” diye tezahürat yapıyordu.

* * *
Artık durumun ciddiyeti ortada. Herkes ayağını yorgana göre uzatacak.
4 milyon 5 milyon 6 milyon büyük para… Çok büyük para. Maliyet hesaplarını iyi yapmak gerek.
Ha!..
Var mı bu işin karşılığı… Var mı sigortan…
O zaman amenna.
* * *
İşin başka tarafı da var.
Bugün gazetelerde Ronaldinho‘nun 3 gün 3 gece sürmesi planlanan ama fotoğraflar sızınca yarıda kesilen parti haberleri var.
Bunu iyidir kötüdür anlamında söylemiyorum.
Kişiden kişiye değişir. “Bana ne kardeşim, ben sahaya bakarım“diyen de vardır, “Böyle yaşayan adam sahada da bi şey veremez” diyen de çıkar.
Geçenlerde şunu söyledim…
Fernandes var ya Fernandes
Ronaldinho‘nun yanında gece aleminde çırak kalır…
Hesap yaparken bunu da yazın bir kenara…
Sonra kızmayalım adama…

* * *

Sözün Özü: Taraftar olsam hiç düşünmem “Gelsin” derim…
Ama yönetici olsam, adı Ronaldinho da olsa, kılı kırk yararım…

 

KURAL HATASI MI, HAKEM HATASI MI?

Futbolumuzda gündem o kadar çabuk değişiyor ki yetişemiyorum…
Kasımpaşa – Beşiktaş maçıyla başlayan kural tartışmaları önemli.
İki konu var çok hassas..
Birincisi, 40 yılda bir gerçekleşen olaylar, baktımız ki içinden çıkılması zor hale geliyor, hemen müdahele edeceksiniz.

Ne yapacaksınız? Anında UEFA’dan görüş isteyeceksiniz.

Anında..

UEFA’nın hakemlerimizi de eğiten ismi Jaap Uilenberg’i getireceksiniz.
Dahası Pierluigi Collina’dan yardım isteyeceksiniz.
Olay pazar mı oldu?
Siz çarşamba günü bir basın toplantısı gerçekleştirip,
“Olması gereken budur” diyeceksiniz.
Ancak böyle önüne geçebilirdiniz yaratılan algının..

* * *
Ne oldu şimdi?
En aklı başında, en sevdiğim, okuduğum-dinlediğim yorumcular dahi bağırarak konuşmaya başladı…
Bu algı oluşurken müdahele gerekirdi.
Çünkü yanlış olan bir algı yerleştiğinde, o algıyı oradan söküp almak öyle kolay olmuyor.

* * *
Şimdi, Merkez Hakem Kurulu’ndan beklentim, Beşiktaş’ın itirazını karara bağladıktan sonra böyle bir bilgilendirme toplantısı düzenlemeleri…
Kural hatasıysa, neden?
Kural hatası değilse, neden?
“Kural hatası” diyen hakem yorumcuları var.
“Kural hatası değil” diyen hakem yorumcuları var.
Ben de taaa en başından bu yana, “hakemin çok kötü, berbat bir uygulama hatası ama kural hatası değil” diyenlerdenim.
Hepimiz öğrenelim.
Bilgi olmadan ya da eksik / yanlış bilgilerle fikir yürüte yürüte farkında olmadan onarılmaz yaralar açıyoruz futbolumuza.

***
Gelelim işin Donk boyutuna.
Diyorum ya, dünyada belki ilk kez böyle bir olay oldu.
Belki olduğu anda, saha içindeki hakem uygulamasında çelişkili davranabilirsiniz.
Ama sonra,
yapmanız gerekeni yapmalısınız.
Nasıl ki rakibine şiddeti vuran, yaralayıcı sakatlayıcı hareket yapan ceza alıyor.
Donk da futbolun ruhuna bu hareketi yapmıştır.
Donk da almalı.

 

Futbol bu.
Sürprizler oyunu. Sürprizler olmazsa, her maç öngörüldüğü gibi biterse ne anlarım ben o maçtan?
Sürprizler aynı zamanda kağıt üzerinde maddi değeri daha düşük olan takımlara motivasyon olur.
Özellikle kupada.
Mesela, -hem de deplasmanda- PTT 1 lig takımı Gaziantep BŞ Belediyesi Galatasaray’la,
2 lig takımı Çankırıspor Antalyapor’la 90 dakikayı berabere bitiriyorsa bu sürprizdir.
Sürprizler güzeldir. Futbola renk katar. Alt lig takımlarının motivasyonu artırır.
Amaaa….
PTT 1. Ligden Balıkesirsoor Trabzonspor’u
2. Ligden İnegölspor, Gaziantepspor’u
Nazilli Belediyespor, -deplasmanda- Gençlerbirliği’ni,
Ve
PTT 1. Lig’den Fethiyespor, Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yenerek eliyorsa, “Sürpriz deyip geçmemelisiniz”

* * *
Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu yetersizliğin. bu umursamazlığın,
Bu plansızlığın,
Bu süper ligde izlemek zorunda kaldığımız kötü futbolun cezalandırılmasıdır.
Eğer sen kötüysen, değeri senden ne kadar düşük olursa olsun,
senden iyi olana yenilirsin.
Kaç kez söyledim, söyledik, “Biz bu kötü futbolu hak etmiyoruz” diye.

Kupa’nın bu turunda, güç farkının biraz konsantrasyon kaybıyla ortadan kalkabileceğine tanıklık ettik. Süper Lig takımlarının, ligdeki kötü performanslarının, yarışmacı başka bir platformda nasıl yetersiz kaldığını gördük.
Ziraat Türkiye Kupası maçları, Alt liglerin “Kral çıplak” diye bağırdığı maçlar oldu.
Duyabilene ne mutlu..

***
Bir söz de futbol federasyonuna.
Kupa dediğin böyle olur.
Rövanş bile gereksiz.
Tek maç.

İnegölspor, Nazilli Belediyespor, Tokatspor, Fethiyespır, Balıkesirspor grup söz konusu olduğunda, liderlik mücadelesinde geri kalacak.
Çünkü 1 maç başka, 6 maç başka.
O nedenle bırakın bu grup işini…
Böyle teke tek devam etsin.
“Endüstriyel futbol, televizyon yayınları” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız…
Futbolun ekonomisini unutmuş değilim. Ama, illa da “grup da grup” diye tutturacaksanız:

Bu kupayı cilalamak gerek.
Bu kupayı markalaştırmak gerek.
Bu kupanın ” Biz zaten ligi önemsiyoruz” bahanesinden kurtarmak gerek.

Görüyorsunuz. Geçen sene gruplarda Galatasaray ve Beşiktaş yoktu. Şimdiden Trabzonspor ve Fenerbahçe elendi.

Bu kupa, ‘saha içinde’ ihale zamanındaki değeri karşılamıyor.
Vermeyin bu kadar. Vermeyin ki; endüstriyel futbol kendi ayağına nasıl bir kurşun sıktığının farkına varsın.
Vermeyin ki; zarar etmeyin.
Ne kaa ekmek o kadar kaa köfte…

 

Hani hep deriz ya “Aman abi!.. Maç gazozuna da olsa boşlamayacaksın”
İşte Basel, Chelsea‘yi yine yendi…
İşte Ajax bu sezon ilk yenilgisini aldırdı Barcelona‘ya falan.
Gerçi bu maçlar kazanan takımların sahasında oynandı ama olsun.
Sürpriz sürprizdir…

* * *
Galatasaray da Real Madrid‘in dikkatsizliğini cezalandırabilirdi.
Yapabilirdi, daha önce yapmışlığı vardı.
Neyse…

* * *

İşte o sürpriz şüpheleriyle izliyordum Trabzonspor’un Limassol maçını.
Başlama düdüğü sonrasında geçen her dakika aklımdaki şüpheleri dağıttı..
Olcan‘ın kafa golü ayağa kaldırıp, “Gol be, gol be!” diye sevindirdi.
O kadar güzeldi.
Trabzonspor tarihinde ilk kez Avrupa kupalarında hat-trick yapan oyuncu oldu Olcan Adın
Attğı 5 golle Trabzonspor‘un 9 puan kazanıp liderliğini sürdürerek gruptan çıkmasında etkili oldu.
Olcan benim kadar sevinmedi, acep nedendir?” diye düşünürken, öğrendim ki
babacığı hastaymış… Allah şifa versin.

* * *
Güzel bir geceydi, Trabzonspor‘a teşekkür ederim.
Hem ülke puanı, hem Trabzonspor‘un kendi kasası,
aylardır Avrupa‘da yenilmiyor olmanın havası falan, harikaydı…
Şimdi Lazio‘yla grup liderliği finali var.
İsterim ki Trabzonspor en az beraberlik koparsın, lider bitirsin,
bir sonraki kurada en azından dişli rakip ihtimalini düşürsün.